Prangasız fikirler

Thursday, Sep 09th

Last update05:54:13 AM GMT

Arabic English French German Russian Spanish
Buradasınız: BÖLÜMLER DENEME/NESİR Lamucim Arasında Elifçe Durmak

Lamucim Arasında Elifçe Durmak

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

Hepimizin ömrünü an be an kemirmeye devam eden ve bizi adım adım yokluğa götüren zaman kurtçuğuna kendimizi teslim ederek tükenemeyiz, harcanamayız, sahip olduğumuz potansiyel güçleri israf edemeyiz ve bize bahşedilen nimetleri heba edemeyiz. Böyle bir lüksümüz yoktur maalesef: “Wele tuselunne yewmeizin ani-naim (Kuşkusuz size verilmiş olan nimetlerden/yeteneklerden sorumlu tutulacaksınız)”.

Dini literatürde cennete ulaşmak için “kılıçtan keskin kıldan da ince” şeklinde betimlenen “sırat köprüsü”nden geçebilmenin gerektiği söylenir. Somut olarak böyle bir köprünün kurulu olup olmadığını diriliş gününe bırakmakla birlikte bizi asıl ilgilendiren şeyin, şu an içinde yaşadığımız gidişatın, ortamın ve çevrenin hepimiz için böyle dakik bir denge kurmuş olduğu ve bu dakik dengeyi sağlamada bize elifçe bir duruş gerektiği hakikatidir.

O halde ne yapmalı, nasıl yaşanmalı ve bunca lamucim arasında sahih bir çizgi nasıl yakalanmalı? Her şeyden önce şunu yakinen bilmeliyiz ki sırat köprüsünden önce asıl geçilmesi zor köprümüz bu dünyada, yaşadığımız şehirde, ailemiz ile dostlarımız arasında, tam da ayaklarımızın dibinde kurulmuştur, kılıçtan keskin kıldan ince… Her an bir tarafımızı kesebilir, her an kopabilir, bizi boşluk ve uçurumlara savurabilir. Gözümüzü çok da uzaklara dikmemize gerek yok. Kendimize bakmamız, ayaklarımızın bastığı yeri gönül gözüyle görmemiz, Hannas’ın bize telkin ettiği vesvesenin ayrıdında olmamız, ailemiz ve çevremizle olan muaşeretimiz, içinde yaşadığımız günü değerlendirme/harcama şeklimiz, anlamlı/erdemli yahut boş ve ümitsiz yaşamamız tam da bu dünyada önümüze konulmuş devasa sırat köprülerimizdir.

Akabeleri/sarp yokuşları ve sırat köprülerini geçebilmek, bilgece bir duruşta saklıdır: Sözle eylem arasında, girdilerle çıktılar arasında, bireysel ile sosyal hayat arasında, okumakla yazmak arasında, kirli yalnızlıklar ile muharref kalabalıklar arasında, eski ile yeni arasında, tarihi miras ile konjüktör arasında, gelenek ile modernite arasında, anarşi ile ıslah arasında, yıpratmak ile düzeltmek arasında, yıkıcı eleştiriler ile yapıcı değerlendirmeler arasında, içtenlik ile riyakârlık arasında, sorgulamak/tahkik etmekle itirazmarazilik arasında, isyanla itaat arasında, edebini/haddini bilmekle hovardaca taşlama arasında bilgece bir duruş… Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle hekimane bir duruş, ümmi ve sahih bir çizgi: Elifçe… “Her kime bilgelik verilmişse kuşkusuz ona çok fazla hayır/güzellik/erdem verilmiştir.”

Bilgeliğe ermenin şifresi; ezberlerimizi bozarak, mukallit kişiliğimizi sorgulayarak, insanı, kainatı ve hayatı okurken eleştirerek, yorumlayarak ve üreterek okumakta saklıdır. Programlı bir okuma, yazma, araştırma ve incelemeyle; duru, halisane ve sistemli bir çabayla herkesin bilgeliğin evrensel ufkuna ulaşabileceğine, böylece içinde yaşadığı toplumda değiştirici, geliştirici ve üretici bir güç durumuna gelebileceğine yürekten inanmaktayım. Bu bağlamda; nakli, rivayi ve fıkhi hazır kalıpların yüzyıllarca tekrar edilip sımsıkı muhafaza edileceğine Medine’den, Kufe’den, Bağdat’tan ve Endülüs’ten kucaklanılan cevherlerin özlerine sadık kalmak koşuluyla içinde yaşanılan günün İstanbul’una, Diyarbakır’ına ve dahi Paris’ine işleterek, yorumlayarak, geliştirerek ve üreterek taşınması daha mantıklı ve daha hekimane değil mi?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile