“Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir”(Hacc-41) “Rahman’ın kulu” olmayı talep eden herkes aktif “kulluk siyasetinin” içerisindedir. Kulluk aynı zamanda yönetime talip olmak demektir, İslam ve tevhid her zaman önder olmak ve yönetmek arzusundadır, İslam’ın daima “sakınanlara imam(başkan)olma talebi vardır.
İmamlık(başkanlık) sadece camide olmaz. Kullukta sadece seccadede gerçekleştirilmez. Bu yönüyle, Müslüman elbette ki siyasi bir kişiliktir, onun siyaseti iman ve tevhid siyasetidir; çünkü İslam bütün hayatı yönlendirir. Müslümanlar yeryüzü insanlarının en şereflisi olup en yüce göreve talip olmuşlardır “Tevhidin temsilcisi olmak” bu görev başlı başına bir siyaset ve onunla haşır, neşir olmaktır. Müslüman siyasetini “nassa” dayandırır, onun temsilcisi olduğu siyasetin baraj endişesi yoktur. Müslüman kendisini anlatmak, tanımlamak ve vahyin şahitliğini yapmak için ilk önce siyasi sınırları net bir şekilde çizer “İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir”. (maide-44)
Nassa dayalı siyaset; her devirde Tağuti düzenleri ve rejimleri rahatsız etmiş onları çileden çıkarmıştır. Yapılan azgınlığa ve uygulanan zorbalığa ve işkenceye rağmen hiçbir Peygamber vahiy- dışı, lâ-dini devlet nizamlarının memurluğunu, başkanlığını kabul etmemiştir. Yani hem iman ehli olduğunu söyleyip hem de vahiy dışı kanunlarla hükmederek “Yeşil tağut” olmayı kabul etmemişlerdir. Rabbimiz “Tevhidin temsilciliğine” talip olan iman ehline, tevhidi siyasetin sınırlarını biraz daha açarak, Tevhid toplumunun sosyal ve siyasi ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini bizlere bildirmiştir.” Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa-144)
Kim Müslümanların oluşturmuş olduğu sosyal ve siyasi birlikteliği bırakıp vahiy-dışı sistemleri kendisine dost(yönetim mercii) edinirse Allah(cc) nezdinde hiçbir değeri yoktur. Tevhidin amacı toplumsal hayatı, siyasi hayatı, sosyal yaşantıyı, Allah’ın(cc) hükmüne, birliğine uygun hale getirmektir. Bunu yaparken asla Kitap ve Sünnet’ten taviz vermez, eğer bu sınırların dışına çıkılırsa, tuğyan edilmiş olur. Bu tuğyanın renginin siyah, kırmızı, yeşil olması fark etmez ; çünkü Müslüman kulluğunu şahıslara değil, yalnızca Allah’a(cc)yapar.
Allah (cc) Hz. Musa’ya nankörlük yaparak sık, sık isyan eden İsrail oğullarını kırk yıl sürecek olan Tih çölü sürgünü ile cezalandırmış idi, çünkü onlar peygamberlerinin siyasetine ve Firavunun sistemine karşı vermiş olduğu mücadeleyi devamlı sorgulayarak, direniş ve muhalefet etmek istemiyorlar, bezginlik gösterip daha tehlikesiz ve firavuni sistemi rahatsız etmeyecek bir din anlayışı istiyorlardı kısacası, Putçu Firavun sistemine entegre olmayı istiyorlardı. “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.” (Araf/138)
Ve ilk fırsattada Hz Musa Tur-i Sina’ya çıktığında kendilerine bir put edindiler. “Musa'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.” (Araf/148)
Günümüz tevhid temsilcileri son Peygamberin vahiy siyasetine nankörlük yaparak, kendilerine günümüzün “modern buzağılar’ı” olan, laik-demokratik idelojilerden, itaat ve mücadele yöntemleri belirleyerek vahyin şahitliğini zedelemektedirler. Günümüzün “Tevhid temsilciliğine” talip olan asrın Müslümanları, çarşı putlarının çıkardığı gürültüye aldanmadan “nassa” dayalı siyasetten ,asla vazgeçmemeli, peygamberlere verdikleri sözleri unutmamalıdır. “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız?” (Taha-86)
Tağuti sistemlere karşı” istişâre ve şûrasız”, nassa dayanmayan “aklî ve zannî” siyaset peygamberlerin siyasi kişiliğine de zarar vermektir, “Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz?» demişti. Onlar eğrilince, Allah da kalblerini eğriltti. Allah fasıkları doğru yola iletmez” (Saff-5) Kurtuluşa ancak Hz Muhammed(as)’a kalpten biat edenler erecektir.Son olarak Şehit Hasan’ul Bennâ’nın Mısır halkının siyasi direniş ve tevhidi mücadele şevkini arttırmak için Müslümanlara yapmış olduğu tavsiyesini hatırlayalım ve uygulamaya çalışalım.
Şehid imam(rha) Sabah Namazlarında ve vitir namazında şu duayı okumayı tavsiye etmişti;
“Ey Alemlerin Rabbi olan Allah’ım! Korkanlara emniyet sağlayan, mütekebbirleri zelil ve hâkir kılan zalimlerin belini kıran yüce Rabbim! Biliyorsun ki bu İngiliz (hrıstiyan, laik-demokratik) yağmacı ve gasıpları bizim toprağımızı işgal edip zorla elimizden aldılar. Bu topraklarda yapmadıkları zulüm bırakmadılar. Fesadı ve bozgunculuğu yaygın hale getirdiler! Ey Rabbim! Bunların hilelerini ve planlarını sonuçsuz kıl. silahlarını körelt iktidar ve hakimiyetlerini alaşağı et! Senin topraklarında ki iktidar ve hakimiyetlerine son ver! Senin inanan kullarına zarar vermeye bir yol bulamasınlar! Yarabbi bunları ve bunların yardımcılarını aziz ve muktedir sıfatınla yakalayıp icaplarına bak amin!”




















