İblis, Âdem’i oyuna getirdi... Âdem bunu fark edince pişmanlık duydu; ama oyuna gelmişti bir kere... Zamanı geri getiremeyeceğinden dolayı pişmanlığın acısını çekti... Bu manevi bir işkence idi...
Arza indiklerinde oğlu Habil, hem manevi işkence çekti, hem bedeni... Yeryüzünün ilk teröristi olan Kabil kan döktü... Bu şeytanın mirasıydı...
Zalimler işkence çektirdiler; mazlumlar işkence çektiler... Bu kader hep böyle sürdü... Nebiler ama manen, ama bedenen hep işkence çektiler. Katiller ise elindeki imkânı alabildiğince kullandılar; silahları buna müsaitse katliam yaptılar; vakitleri buna müsaitse işkence yaptılar... Katliam geriye toplu mezarlar bıraktı, işkenceler geriye iğrenç hatıralar...
Musa çok mücadele etti. Manevi işkenceler çekti. Derdini pek az insan anladı. İsrailoğulları akletmediler...
İsa da çok manevi işkencelere maruz kaldı. İsrailoğulları atalarının mirası olan işkenceye çılgınca yapıştılar. Bir karıncayı bile incitemeyecek o güzel insanı da harcadılar. Derdini pek az insan anladı. Anlayanlar merhametliydiler. Anladıkları için merhametli, merhametli oldukları için anlayışlı... Günümüz Hıristiyanları İsa'nın çektiklerini anlatırlarken Müslümanlara bakmalıdırlar. İsa Müslümandı. Şimdiki ve tüm zamanlardaki mazlum Müslümanlar gibi çekti...
Müslümanlar çile bakımından benzerdirler. Günümüz Yahudi ve Hıristiyanları mı Musa ve İsa'ya daha çok benziyor, yoksa Müslümanlar mı?..
Son Nebi de çok çekti. Çünkü o da işkencenin ve haksızlığın önüne geçiyordu. Nasranîler İsrailoğullarının işkence geleneğine sıkıca yapıştılar. Son Nebi'yi engellemeye çalıştılar. Son Nebi'nin de hayatı mücadele ile geçti. Kan hep aktı dünyada... Çünkü Barış Dini, savaş isteyen nefislere karşıydı... Son Nebi'nin yolunda gidenler şeytanın işkence mirasından paylarını aldılar. İşkenceciler zamanın her diliminde var oldular ve rollerini oynadılar. Onlar şerefsizlikleriyle, onlara direnenler ise şerefleriyle anıldılar...
Sonradan isimleri Hıristiyan diye anılacak olanlar Yahudilerin mirasına ortak oldular. Sırtlanlar gibi biri mazlumun bir tarafını dişlerken, diğeri diğer tarafını dişledi. Bu arada mazlumun dininden olduğunu iddia eden Müslümanların hemen hemen tümü buna seyirci kaldılar. Asla birlik olmadılar. Birlik olmaya kalkışanlar yasaklanmalardan ve yalnızlıklardan paylarını aldılar. Gerisi seyretti. Kancıklarının yanında yattılar. Sıcak yatakları asla soğumadı...
Allah seyirci Müslümanlara dost ve yardımcı olmadı. Seyirci Müslümanlar Allah'ı zikretmekle iş tamam sandılar. Namaz kıldılar, oruç tuttular, ticaret yaptılar... Ama asla cihad etmediler; tehdit edilmediler. Gerçek Nemrutlar, sahte İbrahimleri uşak ettiler... Sahte Musalar caminin avlusunda bastonu elinde ölümü bekleyen beyhudeler oldular... Sahte Muhammedler şamar oğlanı oldular... Sahte Bekirler bir postekeye mıhlandılar... Sahte Ömerler ince sesli çıktılar... Sahte Osmanlar gizlice ayıp işlediler... Sahte Aliler kartel medyasına satılık kalemşor oldular...
Böylece günümüze gelindi... Yahudiler taşla Müslümanın omuz kemiğini, parmak kemiğini, göğüs kemiğini, kürekkemiğini, kaval kemiğini, diz kapağını parçaladılar. Sinirlerini, damarlarını, etlerini, şakağını, gözünü, tırnağını taşla ezdiler. Kabil bir taşı bu kadar çok kullanmamıştı. Hıristiyanlar da Irak'ta şeytanın İsrailoğullarına yaydığı mirası onlar kadar kullandılar. Müslümanın karısı, kızı, anası, kendisi taharetsiz şerefsizlerin çıplak vücuduyla tanıştı. Irak'ta birbirinin karısına kızına sulanan münafıkların ve fasıkların rolünü Hıristiyanlar üslendiler. Müslüman bundan katlamalı bir ders almalıydı. Başı dertte olan almadı, olmayan izledi. Nasıl olsa orada olan onun aileden değil, dinden bacısıydı. Belki de Iraklılar tek bir Çeçenle tanışsaydılar, bu kadar rüsva ve bu kadar aciz olmazdılar. Müslümanların bir kısmı olan Filistinliler ve Iraklılar hatalarının faturasını çok fena ödediler. Çünkü onlar küfrü hoş görmüşlerdi. Biri yahudilerle, diğeri Hıristiyanlarla tokalaşmış ve kucaklaşmıştı. Sonra gâvur kucağı onların namuslarını da içine aldı...
Sıra diğer seyircilerde... Namuslu olan herkesi uyarıyorum... Maç izlemeyin! Gevezelik yapmayın! Avunmayın! Mücahede edenlere sahip çıkmanız mücahede ederek olsun! İşkencenceler sizin mücahedenizin başlamasıyla defolurlar! Başınız ve başlangıcınız var mı?..
Düşünen, hür, sağlam bir başınız var mı? Yoksa, soruyorum: Namuslarınız gavurla tanışırsa bunu sindirebilir misiniz?..
İşkence de mücahede de hep aynı iki kişi arasında oldu. Şeytan ve Hz. Âdem’in... Şeytanın ve Âdem’in gerçek çocukları ateşten ve topraktan olma çocuklar değil; işkenceden ve mücahededen olma çocuklardır. Böylece insanlar zalimler ve mücahidler olmak üzere iki kısımdırlar. Cihad etmeyenler zalimlerin kucağında tecavüze uğrarken, o kucağın dışındaki herkes gerçek mücahid ve gerçek erkektir. Sahte erkekler ve kadınlar zalimlerin cariyeleridirler...
Seç rolünü!...
Karının kadın arkadaşı mı olacaksın, yoksa mücahid erkeği mi?...
Tarih: 13.02.2006 / YÜKSEL YILMAZ





















