Prangasız fikirler

Saturday, Sep 04th

Last update11:55:57 PM GMT

Arabic English French German Russian Spanish
Buradasınız: BÖLÜMLER MAKALE Bireyselliğin Bağrına Bir Seyrüsefer

Bireyselliğin Bağrına Bir Seyrüsefer

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Düşünce sistematiğinin merkezine bireyi alan psikoloji ve toplumu merkeze alan sosyolojiden önce felsefelerin “birey mi toplum mu öncelenmeli/önemsenmeli” şeklindeki tartışmaları canlılığını her devir korumuştur. Telli budaklı ve çetrefilli olan bu konu tıpkı felsefedeki tavuk-yumurta ilişkisi gibi girift ve dipsiz bir kuyu görüntüsü vermektedir.

Ancak yeterince dibe indiğimizde esasen her şeyin bireyle başladığını görmemiz kaçınılmaz… Aileler, toplumlar, milletler ve devletler… Bireyin nitelikli, gelişkin, yetişkin ve üretken olmasıyla birçok alanın sağlama alınması demek değil midir? Bu zaviyeden bakılınca bireyselliği önemsemekten başka çare kalır mı? Eğer birey özgüvenini kazanmış, bilgiyle donanmış, başarıya odaklanmış ve artık yaratıcı ve üretici bir kapasiteye ulaşmışsa içinde yaşadığı çevre ve toplum için bir motor güç olmuş, toplumun ve tarihin kaderini değiştiren çığırların rehberi olmuştur. Burada bireyselliğe meyyal olmamak zor görünmekte… Tam da burada bireysel farklılıklar dikkate alınarak, birebir diyalogun ve eğitimin önemini vurgulamamız gerekecektir. Çoğu zaman kişiliği oturmuş bilge bir insan, çeşitli engelleri bulunan bir yığın insandan daha faydalı olabildiği gözlenmektedir. Daha ileri bir ifadeyle çoğu zaman birey, programsız ve dağınık bir çevre içerisinde harcanıp tükenebilmektedir. Aşırı trafik, dayanaksız, bilinçsiz ve anlamsız eylemlilik bireyin harcanmasının bir başka şeklidir. Maksadı muğlâk bir yola koyulmak, kalabalıkların peşinden sağa-sola savrulmak, her gür sese taraf koşuşturmalar her daim neticesi faydaya inkılâp etmeyen yıpranmalar ve yitirmelerdir maalesef.

 

O halde her daim insanın özel bir itikâfı olmalıdır: Kendine ayırdığı bir zamanı, ruhunu beslediği özel saati, geçmişi muhasebe, anı değerlendirme ve geleceği tanzim etmeye dayalı düşünsel bir yolculuğa çıktığı münferit/mahrem bir zaman…

 

Filhakika insanı, kâmil manada geliştiren, kökleri insanın derunundan yükseldiği doğal ve kendince yaptığı özel/bireysel programları, istikrarlı çabalarıdır. Medeniyet tarihinde çığır açmış insanların geneli, normal hayat rutini dışında kalan vakitlerini yaptıkları bireysel programlar ve istikrarlı çabalarla, gerçek hobilerinin peşine düşmekle ve böylece hakiki içsel kimliklerini deşifre etmekle başarılı olmuşlardır. Birçok kültürel ve sanatsal eserler bu özel bireysel vakitlerde dökülen alın terine medyundur. Burada İbn-i Sina’nın gündüzleri bürokrasi işlerinden yorulan bedenini yatağa atması gerekirken mum ışığına tutması ve kimi zaman sabahlara kadar çalışmasını, Farabi’nin hücre hücre gezerek ömrünü ilme ve araştırmaya vakfetmesini, İbn-i Rüşd’ün cenaze merasimine katılan İbn-i Arabî’nin, bineğin bir tarafına İ. Rüşd’ün cansız bedeni öbür tarafına ise telif ettiği eserleri yüklenirken görmesinin ardından 500’e yakın eser kaleme almasını kültür ve medeniyet tarihinin en setare numuneleri olarak anımsamamak mümkün mü?

 

Gelgelelim hareketler ve toplumlar genellikle sabit, donuk ve aritmetiksel kurallar çerçevesinde herkese yönelik tek tip plan ve program yapar, bununla tek tip ve tek yapı oluşturmaya çabalarken, her bireyin farklı özellik ve yetenek taşıdığını ihmal ederler. Vasat bir yaşam için çevre şart ise de vasatın üstüne çıkmak isteyen hatta ideali yakalamak isteyen bireylerin mutlaka o kalıpları kırarak dışarı taşmaları gerekecektir. Taşkın duygular ve aşkın/müteal idealler ancak bireysel çalışmalarla doyuma ulaşabilirler.

 

Bütün çalışma ve işleyişler sağlam, karakterli ve mazbut kişilikli bireyler sayesinde sürebilmekteyse eğer, evvela oturaklı şahsiyetlerin yetişmesi önemsenmeli: Kendini taşıyabilen, beniyle barışık, dik bir duruşa sahip, içsel komplekslerden arınık, tüm insanlarla diyalog kurabilecek kadar bilge ve lâmekân bir birey… Böyle bir bireyin yetişmesi için aile ve okul eğitimi ile çevre kilit noktadır. Ebeveyn ve öğretmen bilinçli ise, böyle bir bireyin yetişmesini önündeki engeller asgariye indirilmiş demektir. Bireyin eğitiminde “empati”, “ben dili” ve “ego geliştirici dil”[1] gibi eğitim tekniklerini ustaca kullanmak önemlidir. Bunun yanında İbn-i Sina’nın dediği gibi “ne soru sormayacak kadar baskı altında tutmak ne de küstahlık yapacak kadar şımartmak” sağlıklı bir gelişim için şarttır.

 

Ancak 7’den 70’e tüm insani diyaloglarda kişiye değer katan en önemli ipucu “takdir dili” olsa gerek… Takdir dili sağa-sola her muhataba övgüler dizmek, ulu orta yalakalık yapmak ve her kalın boğazlıya methiye dizmekten farklı bir konudur. Burada temel çizgi, bireyin yeterliliklerini ve yapabildiklerini merkeze koymak ve yetersiz kaldığı, yapamadığından hareketle zirvelere doğru adım adım teşvikle başarı hazzını doyasıya tatmasını sağlamaktır. Bireyin başarıyı tatmasında takdir ve teşvik dilini sık sık kullanmak, sahip olunan potansiyeli katlamak demektir. Bu nokta her türlü insanla ortak payda geliştirmede, ona bir değer ve artı kazandırmada, onu ileri götürmede azımsanmayacak ehemmiyettedir.

 

Zaman ve uzam zindanlarından kurtulan lâmekân bir birey, insana yaklaşırken ona dair koşulsuz bir kabulle yaklaşır. Sırf insan olarak baktığı muhatabına değer vererek ve insana yakışan saygınlığı/onuru koruyarak diyalog geliştiren bireyin muhatabında bir tesir bırakmaması mümkün değildir. Çünkü kim olursa olsun muhatabı Ahsen-i takvim’dir. Çıkışını buraya dayandıran aydın bir bireyin, içinde bulunduğu çevrede değiştirici ve geliştirici bir güç ve dinamizme sahip olduğu tartışmaya açık değildir.

 

Bireyi temele alan yukarıdaki açıklamalarımızın bağrında kimi sancıların rad u barklarını işitmemek elbette mümkün değildir: Bireysel yaşamayı yeğleyerek bencillik hastalığına düşmek, bir başına yalnızlık kuyularına yuvarlanmak, içinde yaşadığı toplumun acılarına bigane kalmak ve en tehlikelisi kendini kutsamak, putlaştırmak ve benperest olarak kendine tapmaktır. Sosyal bir varlık olan insanın bir ömür boyu yapayalnız yaşaması, kirli yalnızlık kuytularında hep kendisiyle hesaplaşması, cebelleşmesi ve boğuşması, diğergamlık gibi insani-kominal yetileri kaybetmesi ölümüdür. Elbette insani tekâmülün gerçekleşmesi için sosyal bir çevre şart… Esas savunduğum nokta, salt ve mutlak bir bireycilik değil, bilakis sosyal bir çevrede aksiyon sahibi olan bireyin kendini de unutmaması, kendine ayırdığı özel bir münzevi zaman ve programının olmasıdır. Değilse eğer, kalabalıkların sathi ve ami eylemliliğinde boğulmaktan, kaybolmaktan ve harcanmaktan paçasını bireysel çırpınışlarla kurtarmayı deneyen birey, bu sefer bencilliğin katmerli devasa duvarlarıyla çevrelenir. Kominal düşünmek, birlikteliğin gerekliliğine inanmak, güç olmanın bir arada olmakla ancak mümkün olduğunu bilmek, sorunların çözümünde ortak paydalar etrafında buluşmanın koşulluğunu idrak etmek ve fakat sesliliğin, eylemliliğin ve sosyal trafiğin gürültülü seyrüseferinde ilmi, kültürel ve edebi bireysel akademiyasını bir başına kurmak tam da işaret etmek istediğim noktadır.

 

Sağlam karakterli ve kişiliği mazbut bireyler, çevrelerin değişmesi veya kaybolmasıyla inandıkları ilkelerden vazgeçen bireyler değil, asırlık bir çınar gibi başı dik ve onurluca davalarına sahip çıkan, inandıklarının gerektirdiği bireysel ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeye devam eden bireylerdir. Onlar sırf çevrenin varlığında iletken araçlar gibi güncel aktivitelere motive olan, duygusal coşkuyla iş gören edilgen bireyler değil, imanlarının kökleri yüreklerine dayandığından her yerde ve her zaman seçkin/afif bir çevreyi yaratabilen üretken bireylerdir…

 

ezberbozan

 

 


[1]Empati: Duygudaşlık olarak tercümesi yapılan bu kelime, muhatabın zaviyesinden bakabilmek, bir bakıma kendini muhatabın yerine koyarak “seni anlıyorum, senin neler hissettiğinin ayırtındayım…” gibi ifadelerle karşıdaki insanla samimi bir yakınlık/diyalog geliştirmeyi ifade eder.

 

Ben dili: Menfi durumların etkisinin muhatapta değil de kişinin kendisinde vuku bulduğunu “senin geç gelmen benim motivasyonumu azaltıyor, senin sık sık sözümü kesmen sebebiyle kendimi yeterince ifade edemiyorum, kitap okumaman beni üzüyor…” gibi söylemlerle dillendirmek suretiyle olumsuzlamayı hem kendi tarafına çekmek hem de muhatabı incitmeden olumsuz duruma dikkat çekmek sağlanmaya çalışılır.

 

Ego geliştirici dil: Fiziksel, zihinsel, görsel, işitsel veya davranışsal bir noksanlığı dile getirirken muhatabı incitecek, rencide edecek veya mahcup edecek ifadeleri kullanmaktan imtina etmek; şişmana toplu demek, köre görme yetersizliği olan demek, sağıra rahat işitemeyen/işitmede bir engeli olan demek gibi insani saygınlığa ve onura yakışan nazik, latif ve kadifemsi ifadeler kullanmak…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile